Kendini bilmekten söz ederken bütün evrenin, doğal olarak da bizlerin atomlardan oluştuğumuzu söyledik. Ama “Topraktan geldik toprağa gideceğiz!” deyip duruyoruz ya gerçekten öyle mi. Tabii ki ilk moleküller ve ilk canlılar topraktan oluştu ama sonrakiler artık topraktan gelmiyor. Moleküllerden itibaren hatta diyelim ki DNA molekülü (Deoksiribo Nükleik Asit oluştuktan sonra, ham maddemiz değişmiştir. İşte bu aşamadan sonra gen kavramını gündeme almamak olmaz. Çünkü genler yaşamın her şeyidir diyebiliriz.
“Gen, hücrelerimizin ondan RNA ürettiği bir DNA parçasıdır. Ribozomlar, mRNA’ya bir protein üretmek için bağlanan, çok küçük hücresel makinelerdir. (…) Genetik kod, mRNA’nın bir protein olarak, nasıl okunacağına dair, kurallar dizisidir. Gerçekten olup biten her şey budur. Genetik kod, sadece bir listedir. (…) Biz insanlarda 20.000 civarında gen vardır. (kesinleşmiş değil) Genlerimizin eksiksiz serisi, genomumuzdur. Yani kullanım talimatnamemiz. Tüm hücreleriniz, eksiksiz bir kopyaya sahiptir. Ancak tamamını okumaz. Karaciğerinizdeki hücreler, sadece karaciğer hücreleri bölümlerini, kas hücresi kas bölümlerini ve pankreas hücresi de pankreas bölümlerini okur.” Katie McKissick, “Ben Bilmem Genim Bilir”, Çeviri: Samet Öksüz, Say Yayınları (s.43)
Hücrelerimizden beynimize, tırnaklarımızdan kirpiklerimize kadar her şeyimiz nükleotid denilen yapılardan oluşuyor. Nükleotid denilen şey; Baz+şeker+Fosfat dan oluşuyor.
Hücrelerimizin her birindeki bilgilerin toplamı olan, hayat ansiklopedimizdeki bilgi birikimi, 5x10 üzeri 9 bit’dir. (…) Genetik kitaplıkta, vücudunuzun kendini sahip olduğunuz duruma getirebilmesi için gerekli bütün bilgiler vardır. (…) Nasıl güleceğinize, nasıl aksıracağınıza, nasıl yürüyeceğinize, şekilleri nasıl tanıyacağınıza, nasıl üreyeceğinize, bir elmayı nasıl sindireceğinize ilişkin tüm bilgiler, söz konusu genetik kitaplığındadır.” (“Kozmos”, Carl Sagan, Altın Kitaplar, Çeviri: Reşit Aşçıoğlu, s.291)
İyi de bu yalnızca insanlar için mi geçerlidir, diğer canlılar hatta bitkiler için geçersiz bilgiler midir? Hayır Hayvanlarla insanlar arasındaki fark o kadar az ki, bu kadar az farkla nasıl insan olduğumuza şaşmamak mümkün değil.
“Bilindiği gibi şempanzeyle insan arasında %1.23 olan genom ayrışması (%98.77 oranındaki benzerlik), (…) Yaşamış en yakın kuzenlerimiz olan Neandertaller ile nükleotid bazındaki farklılığımız %0.12 civarındadır (nükleotid bazında benzerlik: %99.88). İşte şempanzelere gittiğimizde bu fark, %1.23'e kadar fırlamaktadır (benzerlik %98.77'ye kadar gerilemektedir) - ki bunun türler arasındaki farkı yaratmak için ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir.( https://evrimagaci.org/gen-benzerligi-genetik-benzerlik)
Yani insanı şempanzeden ayıran (o bir hayvan) şey, genlerimizdeki %1.23 lük farklılaşmadır diyebiliriz. Bakın o küçücük fark ne kadar büyük farklılıklara neden oluyor. Harari diyor ki; “Daha önce pek çok hayvan ve insan türü “ Dikkat et bir aslan” diye uyarı gönderebiliyordu, ama bilişsel devrim sayesinde Homo Sapiens, “Arslan kabilemizin koruyucu ruhudur” deme becerisini kazandı. (…) sadece Homo Sapiens’in var olmayan şeyler hakkında konuşabildiği iddiası, herkesçe kabul edilebilecek bir önerme. Bir maymunu ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak, elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.” (“Hayvanlardan Tanrılara SAPİENS” Yuval Noah Harari, 57. Basım, Kollektif Kitap, s.39)
Habertürk internet sitesinden okuduğum bir haber şunları yazmaktadır: “Vücudumuzda bizi biz yapan 3 milyar genetik yapı taşı veya baz çifti vardır. Bu 3 milyar baz çiftinden yalnızca küçük bir miktarı bize özgüdür ve bu da bizi genetik olarak bir sonraki insana yaklaşık yüzde 99,9 oranında benzer kılar. Yani bizi, bir diğer insandan farklı kılan yalnızca yüzde 0,01'lik DNA oranıdır.” İlginç değil mi, bizi birbirimizden ayıran yalnızca %0.01 lik bir genom dizilimi olmaktadır.
“İster bir bakteri, mantar, çam ağacı veya bir maymun olun, hücrelerinizin enerji almaya, atık maddelerden kurtulmaya ve protein yapmaya ihtiyacı vardır. Bu yüzden genomunuzun önemli bir bölümü, çoğu organizmada ortaktır. Eğer bir muz ile genlerimizin %50 sinin ortak olduğunu duymuşsanız, doğrudur. Muzlar ile pek çok ortak şey yapmak zorundayızdır. (…) Farklı türlerin DNA’sını karşılaştırarak, ne kadar zaman önce ortak bir atayı paylaşmış olduğumuzu görebiliriz. DNA geçmişimiz nihai aile albümümüzdür, herkes buradadır. Hücrelerimizin her birinin içinde yer alan, evrimsel geçmişimizin minik, mikroskobik açıklamasını durup bir düşünün. Vücudunuza yayılan antik bilgeliği hissedin ve aya karşı uluyun …” (Katie McKissick, “Ben Bilmem Genim Bilir”, Çeviri: Samet Öksüz, Say Yayınları, sayfa, 56)
Evren bir anlamda uyum mücadelelerinin yaşandığı bir sahnedir. Bu anlamda da kaos ve karmaşıklıklar, aksaklıklar giderilerek süreç ilerlemektedir. Yani her şey mükemmelleşme yönünde değişim ve gelişim sergilemektedir. İnsan da mükemmelleşme yönünde değişim ve gelişim göstermektedir. Beyin gelişimi sayesinde diğer canlılara göre büyük bir avantaj sağlamış durumdadır ve değişim - gelişim yönünde aradaki makas açılmaktadır. Bununla birlikte bir başka gerçek de yaşanmaya devam etmektedir:
“Yüksek kalorili yiyeceklerle tıkınmak bu yüzden genlerimize kazınmıştır. Bu gün çok katlı apartmanlarda ağzına kadar dolu buz dolaplarıyla yaşıyor olabiliriz. Ama DNA’mız, hala savan da yaşadığımızı zannediyor.” (“Hayvanlardan Tanrılara SAPİENS” Yuval Noah Harari, 57. Basım, Kollektif Kitap, s.55) Bence bu düşünce çok iyi analiz edilmelidir. Yani insan DNA’sı akıl almaz bir organ olan, insan beynini oluşturduğunun farkında değil anlaşılan.
Harari farklı bir duruma işaret etmiş olabilir ama ben bu doğru tespitten şunu anlıyorum: İnsan hala gelişim düzeyinin farkında değil ve ona uygun davranmıyor. Beyin gelişimi, bilgi birikimi, teknolojik gelişmeler vb. sayesinde her şey insan lehine değişmiş olmasına rağmen, genlerindeki değişim hızı (mutasyonlar) yavaş olduğundan çelişkiler yaşanmakta, hala savanlardaki koşullara göre davranış sergilemeye devam etmektedir. Hani nefis denilen şey var ya, işte nefsi ile mücadele halinde olmaktadır insan. Ama nefis mücadelesini yenecek bir beyin gelişimi ile donatılmış durumda modern insan. Belki de bunun farkında olmak bile yetecek. Çünkü insan düşünebiliyor, muhakeme yapabiliyor, konuşabiliyor, yazabiliyor, hafızasında bilgi biriktirebiliyor, ihtiyaç duyduğu bilgileri geri çağırabiliyor. Kavga yapmadan, kendi hayatını riske atmadan, bir başkasına acı çektirmeden anlaşmanın bir yolunu bulabiliyor vs. vs. Bunlar doğru değil mi? Gelecek yazı da doğruları anlatmaya devam edelim o zaman…
YORUMLAR