‘’Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte…
Nilgün Marmara
Neyi kaybediyoruz, neyi kazanıyoruz. Bize sunulan bir hayat karşısında gardımızı alırken nelerden geçiyoruz. Öğrendiklerimiz ve yanlışlarımız nelerdir. Kendimiz olmayı nasıl başarabileceğiz. Nerden, nasıl ve neyi öğreniyoruz. Öğrenmenin yaşı var mıdır ? Doğru kanallardan mı öğreniyoruz yoksa bize neyi empoze ediyorlarsa onumu öğreniyoruz.
BEN İNSANIM dediğimizde içini neyle doldurabiliriz. Bunun ahlaki boyutu var, düşünme boyutu var, kendini hizaya çekebilme, kendini eğitebilme boyutu var.
‘’Hiç bozulmamış insan fıtratını en iyi çocuktan öğreniriz ‘’ Sinan Canan…Böyle diyor biyoloğ
Bu tanımlamayı açacak olursak, bizler bozulmamış insanı nasıl çocuktan öğrenebiliriz bir bakalım. Çocuk uzun süre numara yapamaz, süresi kısadır, bunun numara mı gerçek mi olduğunu hemen anlayabiliriz. Çocuğun duyguları yalındır, katıksızdır. Kızıyorsa eğer gerçekten kızıyordur. Gülüyorsa gerçekten gülüyordur. Tepkileri, refleksleri anında ve numaradan değildir. İstediğini de istemediğini de direk söyler. Çok az çocuk yalana başvurur ki zaten bunu da çok beceremez.
Çocuğu böyle tanımladıktan sonra bizim erişkin halimize bakalım. Gerektiğinde yalan söyleriz, numara yapabiliriz, kızdığımızı ya da sevindiğimizi saklayabiliriz. Her hangi bir olayda refleks göstermeden öylece durabiliriz. Bunların hepsini yapabiliyor olmamız bizim yaşam boyunca öğrendiğimiz yanlış beceriler, belki de top yekun yanlış değil ama bir çocuğa baktığımızda kendimizi tanımlamaya çalışıyorsak eğer, çocuktaki masumiyetimiz yok.
Peki biz masumiyetimizi neden ve nasıl kaybediyoruz. Düz ve anlaşılır insan olmayı nasıl kaybettik. Neden etrafımıza göre şekil alıyoruz. Neden kendimiz olamıyoruz. Çocuk bize hiç bozulmamış insan fıtratı konusunda nasıl örnek teşkil eder.
Biz, ilişkilerimizi çıkarımıza göre belirlediğimiz zaman. Biz karşı tarafın çıkarına göre hareket ettiğimiz zaman. Bizim net ve anlaşılır bir şekilde dürüst olmayı başaramadığımız zaman. Karşımızdakileri nasıl işimize gelirse öyle anladığımız zaman. Biz haddimizi bilmeyi öğrenemediğimiz zaman. Biz mesafe ve ölçü bilmediğimiz zaman insan olma kimliğimizi kaybettiğimiz gibi masumiyetimizi de kaybediyoruz. Bu çoğu zaman kendini kandıran, kendisiyle yüzleşemeyen, yalan söyleyen ve hatta karşındakileri de kandırdıklarını sanan insan tiplemelerinden oluşuyor.
İnsan yüreğindeki o çocuk saflığını asla kaybetmemeli. O saflık kaybolduğun da yerini dolduran bile isteye yalan ve iki yüzlülük başlıyor. İnsan aslında kötüyü de iyiliği de bilir, bütün bunları bildiği halde neden çocuk masumiyetinden çıkıyor esas soru burada. Galiba SAVUNMASIZ kalmamak adına bunu yapıyoruz. Zamanla oluşan bu savunma mekanizması bizi biz olmaktan çıkartıyor. Oysa bir çocuk masumiyeti ile yalansız, dolansız, çıkarsız olduğumuzda en iyi savunmamızı yapabiliriz.
Kirletmeyiniz kalbinizi, geri kalanı su temizler. Bir çocuk masumiyeti ile yakaladığımız hayatı, aynı masumiyetle devam ettirebiliriz. Kendi çocukluğumuza geri saracak olursak, o yıllarda ne kadar masum olduğumuzu fark edebiliriz. Belki de aynı çocuk masumiyetimizi bulamayabiliriz ama hiç olmazsa fark edebiliriz. Masumiyetin farkına vardığımızda aynı duyarlılıkta davranmayı öğrenebiliriz. Hiç kimse için geç değildir. Hele hele bu saflık hiç değildir. En yakınızdaki çocukları gözlemlemeyi başarabilirsek eğer neleri kaybettiğimizin çok iyi farkında oluruz.
Kirletmeyelim kalbimizi, içimizdeki çocuk masumiyetini öldürmeyelim. İyi olmak bir erdemdir. Hiç kimsenin iyi niyetini suistimal etmeyiniz ki içinizdeki çocuk size koşa koşa geri dönsün. Kirletmeyiniz kalbinizi geri kalanı su temizler.
YORUMLAR